Kalbin un ufak olduğu bir değirmende

Arazinin engebeli yaşayışlarında uğuldayan

Ekseriyetle haykıran cümle alemsizliğe

Umudu yitirememenin ne büyük günah olduğunu sonradan anlayacak olan

İpe sapa gelmez bir beden var


Kırmızı bir gün

Eriyen heykeller ve un ufak olmuş atalar

Şahit olunan her bir palmiye için emanet edilen bakışlar

Yoğunluğun altında ezilen sesin içi


Sıcağında dizi sıra dağların bir sır var

Döne döne bulunan bırakılabilir mi geriye?

Yaşların kurumaya yüz tuttuğu yeşil düzlüklerde bekleyene hesap sorulur mu?


Bazı nehirlerin gözleri vardır

Saymaya çalışan onları her insan

Dalga kılıçlarıyla parçalanmıştır

Nehirler yutmuştur tok kırmızıyı ve kusmayı her seferinde unutmuştur


Küçükken

Ellerim yüzümde saçlarımı yok sayarken

Bahtsız bir kargayı lanetli kaderiyle baş başa bırakıp

Gecelerin benim olmasını

Lacivertin siyahla sadece benim için dans etmesini istedim


Üstünün kirinden utana sıkıla saklanan kimsesiz insanlardan bir çocuk

Şahtı şahbaz oldu

Kandı kansız oldu

Ötekilerin mezarlığından ayırtılmıştı yeri


Rüyalarımla can verdiğim iki çocuk

Biri büyükçe diğerinden

Diğeri yaşıtları gibi azar işitmekten korkmaz

Ellerinde soğuk tenli bilyeler

Yuvarlık bir halının etrafında bilmediğim oyunları oynarlar


Yakında zelzeleye kurban gidecek bir apartmanın ilk katında başladı yolculuk. Yolcu gerekmedi yolunda. Yol dediğin zifte bulanmıştı haylaz melekler tarafından. Sağ, çıkmadı sevaba; soldu asıl makbulü geçiren un ipine kayıtsızca. Bilinenlerin bilinmeyenlere açtığı sonsuz yıllar savaşında, ikinci dairesinde bu apartmanın bir çift göz canlanmıştı. Meydan okuyordu soluk gri duvarlara. Harlıyordu ateşini haksız doğumuyla. Var oluşu, onun en büyük lanetiydi. Büyüklük kalmadı annesinde. Babası geçiciydi kollarında Doğa Ana’nın. Huzuru huzura satan ailesi kaybetti ruhunu taşınınca bu dört duvara. Anlaşmışlardı birbirleriyle sessizce. Kalem olmayacaktı. Defter olmayacaktı. Akmayacaktı cümleler ve canlandırmayacaktı bu hapishaneyi. Bozuldu anlaşma. Zihnine karaladı cümlelerini varlığıyla harlayan ateşini evin kimsesizi…


Baktım

Bakıyorum

Bakmaya devam edecek miyim?

Yıllar; bize öğretilen sözde dost canlısı bükülen zamanlar

Azın çoğa evrildiği boş sayfalar neden edinmiyor kendine bir yersizlik

Baharın sonunda yaprak cinayetlerinin işlendiği avluda?


Bir geceye sorulan hesabın ötesinde

Bir sabaha duyulan aşkın gelgitleri zaruridir
Ama kuşlar cıvıldıyor
Ama yeşiller yankı yapıyor

Ama, ama, ama…

Emre Karagöz

"Yazar değil misin işin ne? Otur ve yaz!"

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store